

Bizans zamanında sürgün ve manastır bölgesi olarak kullanılmış olan Büyük Ada, İmparatorların otoritelerini sarsacaklarından endişe ettikleri yakın akrabalarını, devlet adamlarını, muhalifleri hapsettirdikleri ve sürgüne yolladıkları ada olma özelliğine sahiptir. Özellikle sürgün edilen saray kadınlarını ve inzivaya çekilen rahipleri ağırlayan adanın en eski yapılarından olan ve günümüze ulaşmayan Kadınlar Manastırı birçok sürgüne sahne olmuştur. Hiç kuşkusuz bu sürgünlerin en ilginci Kadınlar Manastırı’nı bina ettiren İmparatoriçe İrene’nin kendisinin de bu manastıra sürgün edilmesidir.
Büyükada 17 Nisan 1453 yılında Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey komutasındaki Osmanlı donanması tarafından fethedilmiş ve fetih diğer İstanbul adalarına nazaran daha uzun sürmüş; bu fetihle birlikte adanın demografik yapısı da değişmiş ve ada zamanla çok kültürlülüğün İstanbul’daki simgelerinden biri olmuştur. Hiç kuşkusuz bu çok kültürlüğün en güzel örneği; cami, kilise ve sinagogların aynı toprak parçası üzerinde barış ve ahenk içinde bir arada olmasıdır.
19 yy.da nüfusu 3000’e yaklaşan Büyükada’ya vapur seferlerinin başlaması; Büyükada için bir dönüm noktası olmuş, vapur severleri ile birlikte İstanbul aydınlarının ve Rum ileri gelenlerinin adaya yerleşmesi; adanın mimari profiline zenginlik katmış, yaz aylarında adaya İstanbul halkının günü birlik ziyaretleri ve adanın yazlıkçı sayısındaki hatırı sayılır artış; adanın günümüzdeki renkliliğine büyük katkı sağlamıştır.
Adalar kümesinin merkezinde bulunan Heybeliada’da 19 yy.a değin bir balıkçı kasabası ve üç manastır dışında pek yerleşim olmamıştır. 1846 yılında adalara vapur seferlerinin başlaması ile birlikte kademeli olarak ada nüfusunda artış gözlenmiş; vapur seferlerinden önce 800 civarında olan nüfus, vapur seferleri sonrası 2000’e kadar çıkmıştır.
Aynı yüzyıl içinde birbirine yakın tarihlerde inşa ettirilen Ortodoksların tek yüksek okulu olan Ruhban Mektebi, Türkiye’nin ilk özel ticaret okulu olan Elen Ticaret Okulu ve Bahriye Mektebi adanın canlanmasında hiç kuşkusuz büyük rol oynamıştır. İstanbul’un varlıklı Rumları özellikle bu gelişmelerden sonra adada köşkler ve konaklar inşa ettirmiş, Rum nüfusunun artmasıyla adanın eğlenceye dönük yüzü kendini iyice hissettirmeye başlamıştır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra adadaki en büyük gelişme, verem illetine yakalanan hastalar için bir umut kapısı olan Heybeliada Sanatoryumu’nun açılmasıdır. 20. asır İstanbullusunun zihninde yer edinen Heybeliada Sanatoryumu; 2005 yılında alınan kapatma kararıyla, Ece Ayhan ve Rıfat Ilgaz gibi şairlerinde olduğu yüzlerce kişinin anıları ile birlikte tarihe karışmıştır.
Heybeliada; turistik ziyaretçilerle ve yazlıkçıların adaya gelmesiyle yaz aylarında canlanmaya başlar. Adada eşekli ve faytonlu turistik turlar tertip edilir ve bu turlarla ada ziyaretçilere tanıtılır.
Burgazadası nüfusunun büyük çoğunluğunu eski zamanlardan beri Rum vatandaşlar oluştururken, 20. yüzyıl ile birlikte gelir düzeyi yüksek Türklerin adaya yerleşmeye başlamasıyla, ada nüfusu içinde Türk varlığı kendini hissettirmeye başlamıştır. 1930’lu yıllarda nüfusu kış aylarında 1000, yaz aylarında ise 2000’e ulaşan adanın nüfusu; 1990 yılında 2311’iken, 2000 yılında bu sayı 1578’e gerilemiştir. Adanın yaz aylarındaki nüfusu ise 15000 dolaylarında seyreder.
Köklü bir tarihe sahip olan Burgazadası’nın tarihinde, Aya Yani Kilisesi özel bir öneme sahiptir. 867 yılında inşa edildiği tahmin edilen kilise; farklı tarihlerde elden geçirilmiş, son şeklini büyük ölçüde 1896 yılındaki çalışmalardan sonra almıştır. Bu kilisenin altında 11 basamakla inilen bir zindan bulunur. Methodius isimli papazın bir süre bu zindana hapsedildikten sonra zindanın üzerine inşa edilen kiliseye papaz tayin edildiği rivayet edilmektedir.
Tarihte farklı isimlerle de anılan adanın en bilindik isimleri Antigoni, Castrum, Panarmos’dur. Hristos Manastırı, Avusturya Saint Georges Hastanesi adanın ön plana çıkan tarihi yapılarıdır. Ayrıca adanın Ayios Loanis isimli meşhur ayazması adanın ziyaret edilmesi gereken mekânları arasında gösterilebilir. İstanbul’un ilk sanatoryumlarından biri olan Burgazadası Sanatoryumu 1928 yılında kurulmuş, Adanın tek camii olan Burgazadası Camii ise 1953 yılında İstanbul’un fethinin 500 yılı anısına inşa edilmiştir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde adayı betimlerken; Kalesi deniz kıyısında yalçın kayalar üzerinde dört köşe küçük bir kaledir. Ada 10 mil genişlikte ve oldukça verimlidir. 300 kadar bahçeli tatlı suyu olan kuyulu evleri vardır. Halkı Rum’dur. Mamur kiliseleri vardır. Keçi ve tavşan gayet boldur. Dağlardaki bağların hesabı yoktur. Halkı zengin gemicilerdir.
İklimi diğer adalara göre daha sert, ağaçlık alanı da daha az olan Kınalıada, taş yönünden zengindir. Bizans zamanında adadan çıkartılan taşlarla Bizans surları inşa edilmiş, 19 yy.da Tophane Rıhtımı ve Haydarpaşa Limanı’nın yapımında ada taşlarından istifade edilmiştir.
İklimin sert ve ağaçlık alanın az olmasından ötürü İstanbullu yazlıkçıların pek ilgi göstermediği adaya, 1833 yılında Ermeni nüfusun ilk yerleşimleri gerçekleşmiş; 1846 yılında adaya vapur seferlerinin başlamasıyla, ada içinde Ermeni nüfus kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır.
Ermeniler adaya geldikten sonra 1857 yılında Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Nersesyan Ermeni Mektebi’ni inşa ettirmiş; adanın canlanmasında önemli rol oynamışlardır. Etnik yönden kozmopolitlik bir yapıda olan ada nüfusu 1990 yılında 3943 kişiyken bu sayı 1997 yılında 2539 gerilemiş 2000 yılında toparlanarak 3318 kadar çıkmıştır.
Rum nüfusa ait başlıca yapılar Ortodoks Panayia Kilisesi ve Rum İlkokulu 1869 senesinde inşa edilmiş; adadaki Türk İlkokulu ise 1935 yılında eğitime başlamıştır. Adanın bir diğer ibadet mekânı farklı mimari şekiller barındıran, 1963 yılında ibadete açılmış Kınalıada Camii’dir.
Uzun zaman su ve elektrik şebekesinden yoksun olan adaya elektrik 1947 yılında gelmiş, su ihtiyacını adadaki sarnıçlardan sağlayan adalıların su sorunu da 1981 yılında inşa edilen su dağıtım şebekesiyle çözmüştür. Farklı kültürden birçok insanın bir arada yaşadığı adanın ünlü isimlerinden Şair ve politikacı Fazıl Ahmet Aykaç, oğlu meşhur futbolcu Eşref Aykaç, Beşiktaşlı Şükrü Gülesin ve Galatasaraylı Osman İncili (Kova Osman) adanın ölümsüzleştirdiği değerlerinden birkaçıdır.
Rivayete göre, 1869 yılında İstanbul'u ziyaret eden Fransa imparatoru III. Napoléon’un eşi İmparatoriçe Eugénie onuruna verilen bir yemek için hazırlanır. Sultan Abdülaziz, bu özel karşılama için çok özel yemekler hazırlanmasını ister. Ancak deneyimli saray aşçılarının bin bir özenle, büyük çabayla yaptıkları yemekleri beğenmez. Aşçılar en sonunda Sultanın beğendiği bir yemeği yapmayı başarırlar, Sultan Abdülaziz’in beğenmesi yüzünden de adını “Hünkar Beğendi” koyarlar.
500 gr. koyun veya dana etini tenecerede, etler bıraktığı suyu çekene kadar kavurun. Ardından 2 çorba kaşık tereyağını, küçük kesilmiş 2 adet soğanı ekleyerek, 3 dakika daha kavurun. Daha sonra 1 çorba kaşığı sirke, rendelenmiş 2 adet domates, biraz kekik, 2.5 su bardağı sıcak su, en son da tuzu ekleyerek, etler yumuşayana kadar pişirin.
Beğendi için ise, 5 adet patlıcanı ateşte közleyin. Kabuklarını soyduktan sonra limonlu suda 5 dakika bekletin. Suyunu iyice süzün. Keskin bir bıçak yardımıyle çok ince kıyın.
2 çorba kaşık tereyağını bir tavada eritin. 1.5 çorba kaşığı unu ekleyin. Sararana dek kavurun. Sürekli karıştırarak 1.5 su bardağı soğuk sütü ilave edin. Karışım koyulaştığında ateşten alın. Hazırlanan ince kıyılmış patlıcanları, tuzu, ve isteğe bağlı 2çorba kaşığı rendelenmiş kaşar peynirini ekleyin. Hızla karıştırıp, servis tabağına alın. Üzerine eti koyarak, servis yapın.

Yerebatan Sarnıcı 9.800 m2'lik bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. Burada her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Belirli aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olmak üzere 12 sıra meydana getirirler. Suyun içerisinde yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir ormanı hatırlamakta ve ziyaretçiyi sarnıca girer girmez etkilemekte.
Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un Osmanlılar tarafından 1453 yılında fethinden sonra, bir müddet daha kullanılmış ve padişahların oturduğu Topkapı Sarayı'nın bahçelerine buradan su verilmiştir. Durgun su yerine çeşme suyunu yani akan suyu tercih eden Osmanlılar'ın şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanmadıkları anlaşılan sarnıç, 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul'a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilmiştir.
Osmanlı imparatorluğu döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18. yy.'da III. Ahmet zamanında (M 1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. 19. yy.'da ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanındadır. Cumhuriyet dönemindeki en büyük onarım 1985 yılında İstanbul Belediyesi tarafından başlatılmıştır. İçerisindeki 50.000 ton çamurun çıkartılması ve gezi platformunun yapılmasıyla birlikte tekrar ziyarete açılmıştır.
Ziyaret Gün ve Saatleri: Haftanın yedi günü 09.00-18.30 saatleri arasında ziyarete açık
Yerebatan Sarnıcı Bilet Fiyatları: TC Vatandaşları: 3 TL, Yabancı Turistler: 10 TL.
Adres: Yerebatan Caddesi No: 13 Sultanahmet Tel: 0 212 512 15 70 / 522 12 59
Sahaflar çarşısı 15 yy.dan günümüze uzanan bir geçmişe sahiptir. Beyazıt Cami’nin sol tarafındaki taşlık araziyle Kapalıçarşı’ya açılan Sedefçiler Kapısı arasındaki bölge, Sahaflar Çarşısı’nın çerçevesini çizmektedir. Eskiden medrese öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılayan sahaf dükkânları, medrese çevresinde bulunurlardı. 1460 yılında Kapalıçarşı inşaatı tamamlandıktan sonra, bu dükkânlara Kapalıçarşı içinde yer tahsis edilmiş ve sahaf dükkânları bir araya toplanmıştır. Burada 1460 ve 1894 yılında gerçekleşen İstanbul depremine kadar faaliyet göstermiş; depremden sonra çarşı, o zamanki adıyla Hakkaklar çarşısı olarak bilinen bugünkü yerine taşınmıştır.
Sahaflar Çarşısı esnafı, Sahaflar Loncası’na bağlıydı ve sahaflar; çıraklık, kalfalık dönemlerini geçirmeden ustalığa yükselemezlerdi. Sahaflar dükkânlarını dua ile açar ve dua ile kapatırlardı. Sahaflar loncası’nın piri, Sahaflar Çarşısının ilk kitapçılarından olduğu söylenen Basralı Abdullah Yetimi Efendi’ydi.
17 yy yaşamış olan Fransız yazar ve Fransa sefareti tercümanı olan Antoine Galland buradan satın aldığı minyatürlü bir yazmayı Fransa kralına hediye etmiştir. Ve o yazma, bugün Bibliotheque Nationale’de sergilenmektedir. Sahaflar Çarşısı için Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde 17 yy.da dükkân sayısının 50, ulemaya hizmet eden sahaf esnafının da 300 olduğundan bahsetmektedir.
Sahaflar Çarşısı 1950 yılında çıkan yangından sonra tamamen yanmıştır ve içinde bulunan binlerce yazma eser kül olmuştur. İstanbul Belediyesi yanmayan yerleri kamulaştırıp, ahşap dükkânları da betonarmeye çevirerek, çarşıyı bugünkü mimari durumuna getirmiştir.
Ayrıca çarşının ortasına da ilk Türk matbaacısı olan İbrahim Müteferrika’nın büstünü yerleştirmiştir. Bugün çarşıda 17’si çift katlı, 23 dükkân bulunmaktadır.
Bölge esnafının çağrısıyla harekete geçen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan Nevizade esnafıyla turizmcileri ve otelcileri bir araya getirdi. Turizm sektörü ve otelcilik sektörünün duayenlerinin katıldığı toplantıda geleceğin Nevizadesi konuşuldu.
Toplantıda söz alan turizmciler ve otelciler İstanbul’da büyük grupları ağırlayacak turistik tesis açısından sıkıntı yaşadıklarını, bu açıdan Nevizade Sokağı’nın 4000 kişilik kapasitesi ve tarihi atmosferiyle buna çok uygun olduğunu söylediler.
Nevizade’nin hijyen, servis kalitesi, lisan bilen eleman ve yemeklerde çeşitliliği tam anlamıyla sağlaması halinde müşterilerini bu bölgeye yönlendirmelerinin, büyük grupları burada ağırlamanın mümkün olabileceğini söyleyen turizmciler ve otelciler, belediye başkanının yanlarında olmasının Nevizade için bir şans olduğunu söylediler.
Beyoğlu Belediyesi, Nevizade esnafı, turizmciler ve otelcilerin bir araya geldiği toplantıdan hemen harekete geçme kararı çıktı. Alınan kararla Nevizade Sokak altyapısından tentesine, tuvaletinden masalarına, personel eğitiminden menü planlamasına, kaldırımından yangın merdivenine kadar bütüncül bir konseptle gelecek sezona hazırlanacak. Çalışmaları yürütmek üzere mimarlar ve belediye ekipleri çalışmaları başlattılar.

Yerin 40 metre altında gidecek olan Kadıköy-Kartal hattının toplam uzunluğu 22 kilometre ve yolculuk süresi 29 dakika. Hat, 4.5 kilometre daha ilave edilerek Pendik-Kaynarca’ya kadar uzatılıyor.
Marmaray'ın tamamlanması ile birlikte İbrahimağa İstasyonu’nda deniz bağlantısı sağlanacak.

26,5 milyon TL’ye mal olacak olan projenin yatırımı işadamı Nazif Zorlu yapıyor. Metro ve metrobüs arasındaki erişimi bağladığı gibi çevredeki iş ve alışveriş merkezlerine de kolay erişim sağlayacak. Elektronik ve kaplama işlemlerinin tamamlanmasının ardından tünel yolun 2012 Mayıs ayında hizmete alınacak.
