İstanbul Magazine

BEYOĞLU

Beyoğlu'nu Yaşamak
Küçük yalnızlıkların paylaşıldığı yerlerin başındadır Beyoğlu. Güzelliğini kendi içinde barındırır. Görmek ama gerçekten görmek isteyene açılır. Suskundur anlaşılmaz aslında ne anlatılabilir, ne de kelimelere sığabilir, Beyoğlu.
Nişantaşı
ŞEHİR

Beyoğlu

Yaşam, Kültür, Tarih ve Eğlencenin Adresi
Nişantaşı
Küçük yalnızlıkların paylaşıldığı yerlerin başındadır Beyoğlu. Arka sokaklarında oturanların caddelerini dahi görmediği, kırık içki şişelerinin bile yerde başka bir güzellikte durduğu ender mekânlardandır.

Adına her dönemde şiirler, şarkılar yazılır. İçinde ne aşklar ne sevdalar dönen kapalı kutudur. Aslında kimse bilmez hüznün içindeki güzelliğin adının Beyoğlu olduğunu. İstiklal caddesinde Tramvay’ın içerisinde Taksim çikolatası tadındadır hayat Beyoğlu’nda. Kimi zamanlar içindeki tarih canlanır gel savaşalım der gibi bakar insanın gözüne oysaki İstanbul’un şimdiki durumu ile içten içe savaşı çoktan başlamıştır. Bu savaşta kendi kültürünü gelecek senelere karşı koruyan, güzelliklerini nesilden nesile aktarmakla görevli bir savaşçı gibidir Beyoğlu.

Aslında bu kadar benzetme bile Beyoğlu’nun güzelliğini ve tarihsel boyutunu anlatmaya yetmeyecektir. Yaşam, kültür, tarih ve eğlencenin adreslerinden olan Beyoğlu’nda İstiklal caddesi, Galata kulesi ve Çiçek pasajı bu tarihselliğin başlıca aktörlerini oluşturuyor.

Günümüzde 45 adet mahallenin içerisinde 225 bin nüfustan oluşan tarihi yerleşim yerlerimizdendir. Aslında genel anlamı ile Şişli ve Beşiktaş’a komşu olan Beyoğlu kimine göre sadece Galatasaray’ı Taksime bağlayan istiklal caddesidir.

Beyoğlu dendiğinde akla ilk gelecek olan yerlerin başında gelen İstiklal Caddesi bölgedeki onlarca caddeden bir tanesidir. Bizans döneminde Pera olarak anılan Beyoğlu adını Kanuni Sultan Süleyman döneminde bölgede bulunan Venedik elçisine gönderilen yazışmalarda geçen “Beyoğlu” kelimesinden aldığı düşünülmektedir. Başka bir düşünceye göre ise Fatih Sultan Mehmed zamanında Pontus prenslerinden Aleksios Komnenos’un İslamiyet kabul ederek burada oturmasından kaynaklanır.

ŞEHİR
Beyoğlu
Beyoğlu’nun yaşam alanı olarak kullanımı çok eski tarihlere dayanmaktadır. Çoğumuz eskilerden Beyoğlu’nda gezmenin bile kuralları olduğunu duymuşuzdur. Zamanın en gözde ve seçkin bölgelerinden olan Beyoğlu’nda bırakın şu andaki giyim tarzını ütüsüz gömlek giymek bile ayıp sayılırdı. Akşamları caddeleri şık bayanlarla dolar, Osmanlı adabını yaşatan İstanbul beyefendileri gezinirlerdi. En azından o dönemde yaşamış olanların anlattıkları ve günümüzde eski güzelliğini yansıtan resimlerinden bu anlaşılıyor.

Genel olarak ahşap ve tarihi yapıların çoğunlukta olduğu Beyoğlu tarihte geniş bir yaşam alanı olsa da günümüzde yaşamdan çok sanat alanı olarak kullanılıyor. Tarihi eserler kapsamına giren birçok binanın restore edilmesi gerekiyor. Ahşap yapıları itibari ile özellikle yangın konusunda savunmasız olan tarihin tanıklarının bir an önce sağlamlığa kavuşturulması gerekmektedir. .

Osmanlı döneminden Cumhuriyete geçiş sırasında yerleşim alanları genel olarak şimdiki Halaskargazi’ye doğru genişledi. Klasik Beyoğlu mozaiklerini taşıyan ahşap evlerde yerlerini beton binalara bıraktı. Ticaret konusunda canlılığın her saat devam ettiği ilçede her türlü büyüklükte işletme bulmanız mümkündür. Özellikle gençlerin yoğun uğradığı Beyoğlu büyük firmaların gözdesi durumundadır. Otelcilik, mağazacılık ve yemek sektörünün ağırlıkta olduğu iş yaşamında, gerek yerli gerek yabancı ziyaret eden insan potansiyeli, sektörlerde çalışan ve iş sahibi olan insanların iş hayatından memnuniyetini arttırmaktadır. Özellikle kültür alanında birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Beyoğlu’nda kültür elçileri olarak Alman Sarayı, Arap Camii, Aynalı Kavak Kasrı, Botter Apartmanı, Galata Kulesi, Karaköy Palas, Osmanlı Bankası, Pera Palas, Piyale Paşa Camii ve Tophane-i Amire gösterilebilir. Bu eserlerin tamamının tarihe damga vurmuş olduğunu düşünürsek Beyoğlu’nun sadece eğlence kaynaklı istiklal caddesi olmadığını daha iyi anlarız. Kültür eserlerin dışında sanatsal hizmet veren ve birçok ülkenin dilinin, kültürünün ve sanatının öğrenilebileceği kurumları da bulunmaktadır. Özellikle geçtiğimiz yıllarda kültür başkenti seçilmiş olan İstanbul’a yakışır sanatsal çalışmalar üretilen bölgede sanatseverleri her gün ve saatte değerleri ile kucaklayacak eserler sergilenmektedir.

ŞEHİR

 

Nişantaşı
Tarihi mekânlar içerisinde gönül verdiğine hür eğlence vazgeçilmezidir Beyoğlu’nun. Her türden insanı buluşturan mozaik bir pencere gibidir. Kim o pencereden bakarsa dünyayı ve bulunduğu tarihi mekânı kendi penceresiyle yorumlar. Beyoğlu denildiğinde akla gelen ilk cadde olan İstiklal caddesinin geneline barlar hâkimdir. Yaş ortalamasının her saat genç rakamlarda dolaştığı mekânlar oldukça eğlencelidir. Modern veya klasik müziğin her çeşidi seven müzik severleri ortak bir noktada buluşturur. Eğlence mekânları içerisinde en başta gelenleri Fransız Sokağı, Çiçek Pasajı, Nevizade, Asmalı Mescit olarak sayılabilir.

Dar bir merdivenin ayırdığı sokak sağlı sollu zarif dekorasyonlu kafelerden oluşuyor. Kültür bakımından geniş yelpaze ve mozaik yapısına sahip olan sokak birçok etkinlikte ev sahipliği yapmıştır. Eğlence denildiğinde canlı müzik ve sakin ortamı ile duru bir eğlence sunan Fransız Sokağı Beyoğlu’nun vazgeçilmezleri arasındadır. Barlardan sıkılmış veya eski müziğe hayran olanlar için Çiçek Pasajının başyapıt olan binasında sohbet ve eğlence kimi zaman hüzünlü kimi zaman coşkulu şekilde devam eder.

Genel olarak eğlence ortalaması genç yaş gruplarından oluşan Beyoğlu, gündüz ve gece eğlencesi olarak iki yüzünüzde sevenlerine gösterir. Eğlencenin her türlüsünü her kalitede bulabileceğiniz Beyoğlu’nda sanat ve kültür sergileri, sinema, tiyatro, hobi oyunları (bowling v.s), kafe, bar, meyhane gibi her insanın zevkine göre değişen eğlence mekânları bulunmaktadır.

Küçük yalnızlıkların paylaşıldığı yerlerin başındadır Beyoğlu. Güzelliğini kendi içinde barındırır. Görmek ama gerçekten görmek isteyene açılır. Suskundur anlaşılmaz aslında ne anlatılabilir, ne de kelimelere sığabilir Beyoğlu. Sadece yaşanır.

Çevre Hastanesi Saç Ekim
İSTANBUL MUTFAĞI

Demirhindi Şerbeti

Padişahların İçeceği
Demirhindi Şerbeti
Geçmişte "Temr-i Hindi" (Hint Hurması) adıyla anılan demirhindi şerbeti, mayhoş kıvamı ve serinletici lezzetiyle Osmanlı Saray İstanbul mutfağının her daim vazgeçilmez bir içeceği olmuştur. Saray mutfağında demirhindi şerbetiyle birlikte pek çok şerbet çeşidi Özel ibriklerde tutulur, padişaha ve gelen konuklara sunulurdu.

Demirhindi şerbetinin lezzeti sadece sarayla sınırlı da değildi, halk tarafından da benimsenen demirhindi şerbeti, konuklara sunulmak üzere evlerde hazırlanırdı. Özellikle susuzluğa karşı etkisi olması dolayısıyla, yaz aylarında ve Ramazan ayında da özellikle tüketilirdi.

Adını aldığı Hindistan'da yetişen tropikal Hint Hurması meyvesinden yapılan Demirhindi şerbeti, orjinalinde 40 çeşit baharattan yapılıyor ve tamamen doğal bir karışımdan oluşuyor. Günümüz de her ne kadar unutulmaya yüz tutmuşsa da, Demirhindi şerbetine bazı marketlerde şişelenmiş olarak bulabilir veya İstanbul'un belli başlı restoranlarında bulabilirsiniz.

İstanbul'da demirhindi şerbetine, Hacı Bekir Lokantası, Zeyrekhane, Çiya Restoran, Güler Osmanlı Mutfağı, Mihmandar Lokantası'ndan ulaşabilirsiniz.

Demirhindi Tarifi (4 kişilik)

200 gr. demirhindi ezmesini veya 150 gr. meyvesini (kabuklarını ayıklayın) 1 lt. suda bir gece bekletin. Ertesi gün 1 su bardağı toz şeker, 1 adet karanfil (tercih), 1 adet çubuk tarçın (tercih) veya dilerseniz aktarlardan bulabileceğiniz 40 çeşit baharattan bir çorba kaşığı ilave edin. İlk olarak orta ateşte daha sonra kısık ateşte bir buçuk saat kadar kaynatın. Daha sonra soğumaya bırakın.

Ardından temiz bir tülbent kullanarak süzün ve servis yapın. Afiyet Olsun.

BİR MÜZE

İstanbul Oyuncak Müzesi

Minyatür Türkiye Parkı
İstanbul Oyuncak Müzesi
Şair Sunay Akın tarafından açılan İstanbul Oyuncak Müzesi 2005 yılından beri hizmet veren özel bir müze. Müze, Göztepe' de Sunay Akın' ın ailesine ait bir 5 katlı bir köşkte yer alıyor.

Açıldığında 1000 kadar oyuncakla başlayan müze bugün 4000'den fazla oyuncakla devam ediyor. Müzenin en eski oyuncağı 1817 yılına ait ve Fransa'da yapılan oyuncak bir keman… 1820 yılında Amerika'da yapılan bir bebek, yine aynı ülkeden 1860 yılına ait misketler ve Almanya'da yapılan yüz yaşında teneke oyuncaklar ve porselen bebekler müzenin en eski oyuncakları arasında.

Sokağın girişine konulan gerçek boyutunda zürafa heykeliyle karşılayan müze, girişinde yer alan Sylvester, Keloğlan, eşşeğine ters binmiş Nasreddin Hoca'nın heykelleriyle, misafirlerine masalsı bir dünyanın kapılarına kadar eşlik ediyor.

5 kattan oluşan İstanbul Oyuncak Müzesi'nin her bir katı farklı bir konseptle oluşturulmuş. Her katta ayrı bölümlerden ve oyuncaklardan oluşuyor. Tren Odası, Hastane ve Polis Odası, Sirk Odası, Harita Odası, Eyüp Oyuncakçısı, İtfaiye Odası, Vahşi Batı Odası, Asker Odası, Şövalye Odası, Bahçe Oyuncakları Odası, Asker Odası, Şövalye Odası, Bahçe Oyuncakları Odası gibi birbirinden farklı bölümler oluşturulmuş.

Müze de ayrıca sinema, konferans salonu ve çayınızı kahvenizi yudumlayacağınız bir kafe bulunuyor.Pazartesi günleri kapalı olan müze, hafta içi saat 09:30 ve 18:00 arası Cumartesi-Pazar günleri ise 09:30 ve 19:00 arası ziyaretçilerine açık.

Bilet Fiyatları: Tam: 8TL., İndirimli: 5TL. Telefon: (0) 216 359 45 50
Adres: Ömerpaşa Caddesi Dr. Zeki Zeren Sokağı No:17 Göztepe / İstanbul
İnternet Adresi: www.istanbuloyuncakmuzesi.com

Sosyal Sorumluluk
BİR YAPI

Çiçek Pasajı

Cité de Péra
Çiçek Pasajı
Beyoğlu ilçesinin göz bebeklerinden olan İstiklal Caddesi ile tiyatro sokağını birleştiren tarihi yapıdır.

1870 yılındaki büyük yangında üzerindeki Naum Tiyatrosu yıkıldıktan sonra arsası Hristaki Zografos tarafından satın alınarak Cité de Péra adında bir pasaj yapıldı. Yaklaşık 38 yıl kullanılan pasaj 1908 yılında Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından alındı. Bu tarihten itibaren genel olarak çiçek dükkânlarının bulunduğu Cité de Péra (Hristaki Pasajı) Çiçek Pasajı olarak anılmaya başlandı. 1939-1945 yılları arasında çiçekçilerin yerini yavaş yavaş meyhaneler aldı. Bu süreç çiçek sektöründe hizmet edenleri farklı adresler aramaya yöneltti.1950 yılından itibaren pasajın içerisinde artık tamamen meyhaneler hâkimdi. Yalnız tanınmışlık açısından Çiçek Pasajı olarak bilinen pasajın adı değiştirilmeden kaldı.

Mimari olarak Rum Cleanthy Zanno eseri olan Çiçek Pasajı gerek tarihi gerekse görkemli eğlenceleri ile Beyoğlu’nun vazgeçilmezleri arasındadır. Pasaj 2005 yılında Mey içki anlaşması ile restore edilerek bugünkü halini aldı.

Yolunuz Beyoğlu’na düşerse ve meyhane ortamlarının açık havadaki eğlencelerinden hoşlanıyorsanız tarihi bir mekanda bu zevki yaşamak için uğramanızı tavsiye ederiz.

 

İSTANBUL HABER

İstanbul`un Renkleri” Sibirya'da

“Hayatı renklendirelim mi?”
Fenerbahçe Ülker Sports Arena
"Hayatı renklendirelim mi?” sloganı altında Sibirya`nın Noyabrsk şehrinde başlatılan kültür programı çerçevesinde, 4 ila 13 Şubat tarihleri arasında Nurdan ve Melik İSKENDER'in resimleri sergilenecek.

'İstanbul'un renkleri ' isimli sergi, İstanbul aşığı ve aynı zaman da gazeteci olan Elena ŞUBİNA tarafından düzenliyor.

Serginin gerçekleştirileceği tarih ise önceden düşünülmüş ve planlanmış. Sibirya`da kışın en sert geçtiği ay Şubat ayı ve bu zaman da Sibirya`da havanın olduğu gibi hayat da gittikçe soğur ve donar. Zaman akmaz, “bugün” “yarın”ın fotokopisine dönüşür. Nurdan ve Melik İSKENDER`in tabloları ise o soğuk ve gri Sibirya günlerine renk katacak, zaten sergi “İSTANBUL`UN RENKLERİ“ diye adlandırılmış.

İstanbul`un sadece Boğaz Köprüleri, Topkapı Sarayı, Aya Sofya, Selatin Camileri, sarayları ile değil İSKENDER kardeşlerin sanatı ile de tanınacağı anlamına geliyor.

Nurdan ve Melik İSKENDER Sanat Galerisi

Tayahatun Sokak №2а Sarayhan Sirkeci
0212 527 66 69

www.melikiskender.com

İSTANBUL HABER

Fenerbahçe Ülker Sports Arena Tamamlandı

Fenerbahçe Ülker Basketbol Salonu
Fenerbahçe Ülker Sports Arena
İstanbul Anadolu yakasının en hızlı gelişen bölgelerinden biri olan Ataşehir’de bulunan Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Sports Arena, 13.500 kişi kapasitesi, son teknoloji ürünü altyapısı, konforlu locaları ile Fenerbahçe Ülker’in maçlarına ve dünya yıldızlarının sahne şovlarına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yıldız Holding sponsorluğunda hayata geçirilen Ülker Sports Arena’nın projesi; dünyada ve Türkiye’de birçok yapıya imza atan Design Development Group tarafından hazırlandı.

2008 yılında yapımına başlanan Arena’nın toplam inşaat alanı 67.000 m², ana salon iç yüksekliği 28 metre. Arena’nın tavan çekme kapasitesi, salona giriş yapılan alanların büyüklüğü, içeriye birçok tır girebilmesi de dünya çapında prodüksiyonların burada yapılabilmesini sağlıyor. 6 adet soyunma odasının yanı sıra, 5 adet de küçük soyunma odası ile Ülker Sports Arena birçok uluslararası spor organizasyonuna da rahatça ev sahipliği yapabilecek.

Arena, 13.500 kişilik kapasitesi, 44 adet locası, salonu gören restoranı, özel alanları ve hem antrenmanlar hem de maçlar için kullanılabilecek 2.500 kişi kapasiteli küçük salonu ile Türkiye’de ilkleri yaşatıyor.

Planlama aşamasında her türlü detayın düşünüldüğü arenanın iç mekan reklam alanları Türkiye’de tek olma özelliğine sahip. Tribünleri dolaşan 360 derece led kuşağı, ağırlığı 28 tonu bulan ve Avrupa’nın en büyüğü olma özelliğini taşıyan skorbordu ile sponsorlarına hayallerindekini gerçekleştirebilecekleri iletişim alan ve olanakları sunuyor.

Arena sadece basketbol maçlarına değil dünya yıldızlarının sahne şovlarına, konserlere, aile gösterilerine de ev sahipliği yapacak.

İSTANBUL HABER
Kapalıçarşı

Kapalıçarşı çürüyor.

Dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biri olan İstanbul'un gözbebeği Kapalıçarşı zamana yenik düşmek üzere.

Kış aylarında yağmur ve kar yağışının etkisiyle çarşının içine kadar giren sular, kolonlara ve işlemelere büyük zarar vermeye devam ediyor. Özellikle kubbeleri tutan kolonların hasar görmesi endişeyi daha da arttırmış durumda.

550 yıllık Kapalıçarşı'nın her sene çıkan restorasyon çalışmalarında maalesef herhangi bir gelişme olmaması böyle bir yapının göz göre göre heba edilmesi anlaşılır gibi değil. İstanbul sahip çık!

Evlilik

Dünyanın en çok düğün yapılan şehri

İstanbul, Las Vegas'ı geride bırakarak dünyanın en çok düğün yapılan şehri oldu.

Dünyanın en çok düğün yapılan şehri 166.000 düğünle İstanbul oldu. Onu 114.000 düğünle ABD’nin Las Vegas şehri izledi.

Dugun.com'un verilerine göre, Türkiye’de yılda yaklaşık 600.000 çift evleniyor ve evlenme yaşı ortalaması kadınlarda 24, erkeklerde ise 27. Düğünlere katılan ortalama davetli sayısının 240 kişi olarak hesaplandığı araştırmada, bir düğüne ortalama 25 bin TL’nin harcanıyor..

Reklam
BİR AKŞAM

Beyoğlu’nda Bir Akşam…

Zeynep Aydemir Bayram
Beyoğlu
Bir şehir düşünün yerli yabancı birçok sanatçıya beste yaparken, şarkı sözü yazarken, şiir okurken ilham kaynağı olmuş. Bir şehir düşünün 29 kez kuşatılmış ama tarihin askeri dehaları önünde saygı ile eğildiği özel kumandanlar hariç kimseye yar olmamış. Bir şehir düşünün üzerinde yüz milyonlarca insan gelip geçmiş ama hala bakirliğinden bir şey kaybetmemiş…

Evet bu şehir şairinde bahsettiği gibi “Aziz İstanbul”. Hırçınlığı ile ergenlik çağında bir delikanlıyı andıran, güzelliği ile yeni serpilmiş bir kız çocuğu gibi duran, ne kadar sokağını teperseniz tepin her seferinde keşfedilmemiş yerler bırakan “kadim İstanbul”


Dünya üzerinde bir ömür geçiren herkesin görmesi gereken başka bir şehir var mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey ahir ömrünüzde hala İstanbul’u görmediyseniz neler kaçırdığınız.

Güneşi başka ayı başka güzel olan İstanbul’da yaşıyor olmanıza rağmen hala güzel bir İstanbul gecesi geçirmediyseniz acele etseniz iyi olur. Zira kimin ne zaman ve nerede İstanbul’a hasret kalacağı bilinmez…

En güzel İstanbul gecesi Eminönü ve Karaköy’e hakim bir tepe üzerine kurulu Taksim semtinin İstiklal Caddesi’nde geçirilir bence. Eğer arabanız varsa meydana paralel caddelerdeki katlı otoparklardan birine park etmelisiniz. Zira Her yaştan, her sosyo ekonomik yapıdan, her telden ayrı ve bir o kadar da ahenkli çalan insanı bir arada görebileceğiniz İstiklal Caddesi’nin en başından başlamalısınız yürümeye. Aracınız yoksa ve otobüs veya taksi ile geldiyseniz mutlaka Taksim Meydanı’nda inmelisiniz bindiğiniz ulaşım aracından.

Arından hemen meydanda bulunan satıcılardan mevsimlerden kış ise kestane, yaz ise bir koçan közde mısır satın almalı ve ağır ağır yürümelisiniz meşhur İstiklal Caddesi’nin başına doğru.

BİR AKŞAM

 

Eğer aperatif bir şeyler atıştırmak isterseniz İstiklal Caddesi’nin Taksim girişinde sol tarafta kalan tarihe meydan okumuş büfelerden birinde ıslak hamburger veya döner yanında portakal suyu ısmarlayabilirsiniz kendinize. Yalnız karnınızı sakın ha doyurmayın! Zira yemek için daha lezzetli önerilerimiz olabilir.

Ardından yavaş yavaş yürümelisiniz cadde boyu. Ta ki sağ tarafınızda bulunan tarihi caminin duvarında “İmam Adnan Sokak” yazısını görene kadar. Kendinizi o sokaktan içeri attığınızda genç yaşlı her yaştan insanın nargile içişini seyretmelisiniz. Kendinize nargile ısmarlamasınız bile içenlerin çıkardığı dumanıyla havaya karıştırmalısınız dimağınızdaki kötü hatıraları. En azından çayınızı yudumlayıp İmam Adnan Sokak’tan ayrılırken bir kuş gibi hafif hissetmelisiniz kendinizi. Yüreğinizi ve beyninizi ele geçirmiş olan kötü enerjiyi yakmış olmalısınız nargileye köz hazırlayan garsonun mangalında.

İmam Adnan Sokak’tan ayrılıp cadde boyu yürürken yine sağınızda yılların tatlıcısı “İnci Profiterol” isimli dükkana ne pahasına olursa uğramalısınız. Yemekten önce tatlı yemek adetiniz olmasa bile vitrinde duran profiterol parçalarının aslında sadece bir tür tatlı olmayıp birer doğa mucizesi olduğunu hiç değilse dışardan bakarak hissetmelisiniz. Öyle bir ummana dalmalısınız ki nostaljik tramvayın bisiklet kornasından bozma sesi kendinize getirmeli sizi.

İnci Profiterol’de ki molanız sona erince eğer yavaş yavaşta karnınız acıkıyorsa cadde boyu yürümeye devam etmelisiniz. Sol çaprazınızda kalan tarihi Galatasaray Lisesi’nin ihtişamlı görüntüsünden gözünü alamazken; sağ tarafınızdan hafif bir ud, kanun, keman karışımı melodi sizi kulaklarınızdan pasajın içine doğru çekmelidir gayri ihtiyari.

İnci Profiterol’de ki molanız sona erince eğer yavaş yavaşta karnınız acıkıyorsa cadde boyu yürümeye devam etmelisiniz. Sol çaprazınızda kalan tarihi Galatasaray Lisesi’nin ihtişamlı görüntüsünden gözünü alamazken; sağ tarafınızdan hafif bir ud, kanun, keman karışımı melodi sizi kulaklarınızdan pasajın içine doğru çekmelidir gayri ihtiyari.

Eğer kafanızı sağa çevirip yukarı kaldırdığınızda binanın tabelasında “Çiçek Pasajı” yazıyorsa doğru yerdesiniz demektir. Zira o kapıdan içeriye girmek her ademoğluna nasip olmuyor. Kapıdan içeri girmeden keskin ama bir o kadar da hoş anason kokusu sizi sizden almalı. Kızarmış deniz mahsulleri alkol ve dostane muhabbetlerin birbirine karışması ile meydana gelen ilginç atmosfer sizi gözünüze hoş görünen ilk masaya oturtuvermeli.

Bu atmosferde siz sizden ayrılıp size ait olmayana giderken garsonun “iyi geceler efendim, ne alırsınız?” şeklindeki sorusu ile hayata kısa süreli dönüş yapmalı ve illa da bu soruya “rakı” diye cevap vermelisiniz.

Siz yine bu tarihi ortamın büyüsüne dalmış “kim bilir benim bu oturduğum masadan kimler geldi, kimler geçti” diye düşünürken kominin burnunuzun dibine kadar soktuğu meze tepsisinden gelen güzel kokularla kendinize gelmelisiniz.

Meze tepsisindeki haydari, tarama, kalamar, karides, beyaz peynir, söğüş domates, salatalık ve havuç tabakları mutlaka masanıza konulmalı.

BİR AKŞAM

 

Çiçek Pasajı
Balıklardan da mevsimine göre kalkan, çupra, palamut, lüfer veya levrek sipariş etmelisiniz.

Balığınızın gelmesini beklerken birer ikişer lokma atıştırdığınız mezeleri mutlaka rakının ilk yudumundan sonra yemeye başlamalısınız. Eğer rakınızın yanında su veya şalgam yerine soda sipariş etmemişseniz bu durumu düzeltmek için garsona “oğlum bakar mısın?” diye seslenmelisiniz en babacan tavrınızla.

Derken önüne balığınız ve salatanız gelmeli. Masanın üzerinde adeta “beni ye” diyen kızarmış ekmeklerin yüzüne bile bakmamalısınız. Zira böyle lezzetli bir balıkla aynı sofrada bir kez daha baş başa kalmak için bu son fırsatınız olabilir.

Balığınız bittiğinde çatal bıçağınızı tabağın içine ne kadar çabuk bırakırsanız o kadar çabuk kalkar boş tabak önünüzden. Ardından sandalyenizi biraz geri çekip daha rahat oturmalısınız masada. Çünkü asıl gece bu dakikadan sonra başlıyor olacak.

Ayakta masa masa gezip her masada Türk Sanat Musikisi’nin eşsiz eserlerini çalıp söyleyen müzisyenler gönlünüzü kıpır kıpır etmeli. Kavuşamayan aşığın serzenişini haykıran şarkılarda ud ile ağlamalı, neşeli eserlerde kanun ile neşelenmelisiniz.

Siz bilinçsiz ve istemsiz bir şekilde şarkılara eşlik ederken müzik sesi yaklaşmalı, yaklaşmalı ve kafanızı kaldırdığınızda sanatçıları masanızda görmelisiniz. Kemancının “ne çalalım efendim?” sorusuna “yap bir taksimde alem feryadımı duysun” cevabını vermelisiniz. Taksimden bağlanan hareketli şarkıya mutlaka eşlik edip içinizdeki tüm kin ve nefreti sevgiye dönüştürmelisiniz. Sanatçılar masadan ayrılırken mutlaka ama mutlaka adetten olan alaturalarını nazik bir İstanbul Beyefendisi edası ile takdim etmelisiniz.

BİR AKŞAM

 

Çiçek Pasaji
Eğlence bitip garson “efendim kahvenizi nasıl alırsınız” diye sorduğunda ayrılık vakti gelmiş demektir. Mutlaka sade, en fazla orta bir Türk kahvesi söyleyip yanında kesinlikle kanyak yada nane likörü istemelisiniz. Zira bu Çiçek Pasajı dahilinde bu gece alacağınız son zevk.

Kahveniz bittikten sonra hesap istemeli ve hesaba yakışır bir bahşişle Çiçek Pasajı’nın tarihe meydan okuyan kapısından çıkmalısınız. İstiklal caddesi boyunca yürümeye devam edecekseniz sağ tarafınızda kalacak olan Odakule’nin arkasındaki çay bahçesinde eşsiz haliç manzarasını izleyerek çay içmeniz gece için güzel bir bitiriş olabilir.

Gece biterken İstiklal Caddesi’nden Taksim Meydanı’na doğru çakır keyif olarak yürümenin hazzını dünyanın en iyi yazarı bile olsanız yaşasanız da anlatamazsınız. O hazzı da yaşadıktan sonra meydandan gidiş istikametinize göre kalan yönden bir taksi çevirip, arka koltuğuna oturduktan sonra “…….’ya gidiyoruz” deyip hatıralarınıza felekten çaldığınız bu gecenin ayrıntılarını kazımalısınız.

 

Facebook Sayfası

Twitter

Mail